Ulaş GEROĞLU
Tüm Yazıları
Tebeşir

Yıllar önce bütün haber bültenlerine “Fedakâr Öğretmen” başlığıyla manşet olan öğretmeni hepimiz hatırlarız. Öğretmenimiz; tatil günlerinde sınıfını boyadığı, sınıfına bir kütüphane kurduğu, müzik ve sanat köşesi oluşturduğu için haberlerde kendisine yer bulmuştu. Konuşmacı olarak katıldığı bir etkinlikte elinde boyacı fırçasıyla sahneye çıktı. Yaptığı konuşmada Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitimci kimliğini ve eğitime verdiği önemi anlattı. Finalinde, […]

Yıllar önce bütün haber bültenlerine “Fedakâr Öğretmen” başlığıyla manşet olan öğretmeni hepimiz hatırlarız. Öğretmenimiz; tatil günlerinde sınıfını boyadığı, sınıfına bir kütüphane kurduğu, müzik ve sanat köşesi oluşturduğu için haberlerde kendisine yer bulmuştu. Konuşmacı olarak katıldığı bir etkinlikte elinde boyacı fırçasıyla sahneye çıktı. Yaptığı konuşmada Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitimci kimliğini ve eğitime verdiği önemi anlattı. Finalinde, sahneye çıkarken yanında getirdiği fırçayı kavrayıp “Ben bu adamın ülkesinde ‘fedakâr öğretmen’ olarak manşet olmamalıydım. Ondan ne öğrendiysem, sadece onu yaptım. Fazlasını değil!” dedi.

İlkokuldaki Raşit Öğretmen’imi hiç unutmuyorum. Yaptıklarımız, okuduklarımız, verdiği dersler ve hatta yüzü bir siluet gibi şimdilerde. Fakat bir an var ki hiç rengini kaybetmemiş, zihnimin içinde anbean canlı kalmış. Raşit Öğretmen’im çok iyi nişan alırdı. Sınıfın arka sıralarında dersi kim kaynatıyorsa hemen tespit eder, tebeşiri tam da o arkadaşa isabet ettirmeyi başarırdı. Bu konuda çok iyiydi. Hatta dönem dönem yaptığımız küme çalışmalarında bile birbirine oldukça yakın kafaların arasında yaramazlık yapanı tespit eder, yine hedefi bulurdu. Sonuçta yılların tecrübesiydi. Bir gün o tebeşirin hedefi bendim. Benim için ilkti. Omzuma isabet etti ve sırama düştü tebeşir. Çok utandığımı hatırlıyorum. Sınıfın yaramazları tebeşir isabet ettiğinde seçilmiş kişi gibi davranırken ben, tebeşir bana atıldığı için üzülmüştüm. Hemen tebeşiri aldım ve öğretmenime doğru götürmek için ayağa kalktım. Raşit Öğretmen’ime bakmaya utandığım için sınıfın köşesinde arkadaşlarımla hazırladığımız Atatürk köşesine gözümü kaçırmakta buldum çareyi. Yavaş adımlarla öğretmenime doğru yürüdüm ve tam masasının önüne geldiğimde Raşit Öğretmen’imin benim baktığım yere doğru baktığını gördüm. “Bu çocuk nereye bakıyor?”diye merak etmişti. Hiçbir şey söylemeden tebeşiri uzattım. Öğretmenim bir süre daha köşeye baktı, bana döndü, tebeşiri alıp başımı okşadı ve “Özür dilerim.” dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Şaşkınlıkla “Gidebilir miyim?” diye sorduğumu hatırlıyorum. Başımı okşadı ve “Gidebilirsin.” dedi. O ders boyunca birkaç kere daha Atatürk köşemize baktı öğretmenim. Raşit Öğretmen’in attığı son tebeşir bana isabet etmişti. Bir daha hiç tebeşir fırlatmadı. Çocuktum, o gün öğretmenimi anlayamadım ama şimdi anlıyorum. Nasıl bir hesaplaşmaya neden olduğumu biliyorum. Bizim Atatürk köşemizde 20.09.1928’de Kayseri’de çekilmiş; elinde tebeşir, kara tahtanın başında gururla halkına yeni harfleri öğreten Atatürk fotoğrafı yer alıyordu… Raşit Öğretmen’im; Mustafa Kemal Atatürk’ün elinde tebeşir sabırla halkına öğretmenlik yaparken çekilen bu fotoğrafa bakıp kendisiyleyüzleşmişti. Bir çocuğun gözleri, bu hesaplaşmaya neden olmuştu. Kendisine doğru korkarak gelen öğrencisinin Atatürk’e sığınışına şahit oldu. Birkaç gün sonra sınıfın en yaramazlarından bir arkadaşımız: “Raşit Öğretmen kafamı okşadı!” diyerek günlerce sevinmişti. O günden sonra tebeşirin yerini şefkat aldı…

Mustafa Kemal Atatürk’ün en çok bilinen fotoğrafları düşünüldüğünde Çiğiltepe’nin on beş dakikada düşeceği sözünü veren Albay Reşat’a telefon açmak için yürüdüğü sırada Kocatepe’de çekilen fotoğrafını herkes bilir. Orada Gazi Paşa’yı kumandan olarak görürüz. Yine Cumhurbaşkanı’yken kendisini ziyaret eden dünya liderleriyle olan fotoğrafları da gözümüzün önünden geçiririz. Orada da Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ü görürüz. Mesela denizde, vapurda, balolarda çekilmiş fotoğraflar vardır. Orada halkın ta kendisi Mustafa Kemal’i görürüz. Tüm bu fotoğrafların içinde ve dahi tüm dünya liderleri fotoğrafları düşünüldüğünde benim için tarihin en ikonik fotoğrafı, ilkokuldayken sınıfımdaki Atatürk köşesinde yer alan o fotoğraftır. Orada BAŞÖĞRETMEN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ü görürüz.

İzmir’in kurtuluşundan sonra tüm dünyanın cevabını merak ettiği soruyu yabancı bir gazeteci Atatürk’e sorar. Özetle Atatürk’e “Şimdi padişah mı olacaksınız?” diye sorulur. Çünkü tüm dünya artık Mustafa Kemal Atatürk gerçeğini kabul etmişve onun vereceği kararı merak etmektedir. Atatürk o soruya, “Maarif vekili olacağım.” diyerek cevap verir. Gücü elinde tutan, istediği her şeye sahip olabilecek kudreti olan biri için bu açıklama işte o fotoğrafı ikonikleştirir. Şartlar onu hangi mevki ve makama getirirse getirsin Atatürk hep öğretmendi. Benim ilkokul öğretmenime de, ‘fedakâr öğretmen’ diye kamuoyuna taşıdığımız öğretmenimize de yolu gösteren Başöğretmen’dir. Onun eğitimci kimliği tüm başarılarından, gücünden daha ileridedir. Onun fikirleri, yaptıkları ve gösterdiği hedef işte bu ilericiliğinin eseridir.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının seksen beşinci yıl dönümü. Peki gerçekten aramızdan ayrıldı mı? ‘Fedakâr öğretmen’imize göre hayır. Raşit Öğretmen’im için de ayrılmamıştı. Suretinden yoksunluğumuz bir ayrılık mı? Onun çok sevdiğimiz bir sözü var. “Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” ve o söz şöyle devam eder; “Eserin kıymeti, sizin becerinizin ve fedakârlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır.” İşte bu fedakârlığı göstermediğimiz gün onunla gerçekten ayrılacağız. Bunun farkında olan öğretmenlerimiz oldukça, ilerici bir gelecek için umut hep var olacak ve geleceğimiz o öğretmenlerimizin ellerinde ışıldayacaktır…

Başta Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü kutlu olsun.

Yazarın Diğer Yazıları
İstasyon İnsanları

“Yolcular ellerinde tek gidişlik bir biletHenüz bilmeseler de hayat bundan ibaret” Güzel şarkıdır “İstasyon İnsanları”… Bu şarkı bana neleri gözden kaçırarak yaşadığımızı anımsatır. Her dinlediğimde unuttuklarımı, gözden kaçırdıklarımı ararken bulurum kendimi. Bir anahtardır kendime, başkasında ki kendime. Herkesin bir istasyon macerası vardır elbette. Birbirinden farklı olmayan ama çok farklı izler bırakan. Mesela hepimiz için soğuktur […]

Devamını Oku
Hoş Gel!

Dünyanın kendi etrafında üç yüz altmış beş kere, güneşin etrafında tam bir tur dönüşüdür geride kalan yıl. Yani aslında döne döne aynı noktaya gelip, yeniden başladığımız için bu kadar sevinçliyiz. Başlangıç tarihimiz 31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece yarısı saat tam 00:00. Son on saniyeyi geri sayarak, kimi zaman önde, kimi zaman birkaç saniye geride […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku