Aylin ÜNAL
Tüm Yazıları
Zamana Yetişmek Öğrenerek
Ana Sayfa Tüm Yazılar Zamana Yetişmek Öğrenerek

Zaman değişmez, insanlar gelişmez yoktan. Dünya döner, gece bellidir sabahtan. Kendi içinde devrilen bir düzendir yaşam, suyun üstünde kalır, düzensizlik çamurlu yosunlar gibi dipte dalgalanır. Bazı balıklar zehirlidir, kimi otlar şifalıdır; var olan, yaşama dair kıyılarda çalkalanır, zamanın git gelleri ve değişmeyen düzeninde, yaşıyor insanlar yüzer gibi en derinde. Zaman değişmiyor ancak ilerliyor dalga dalga. […]

Zaman değişmez, insanlar gelişmez yoktan. Dünya döner, gece bellidir sabahtan. Kendi içinde devrilen bir düzendir yaşam, suyun üstünde kalır, düzensizlik çamurlu yosunlar gibi dipte dalgalanır. Bazı balıklar zehirlidir, kimi otlar şifalıdır; var olan, yaşama dair kıyılarda çalkalanır, zamanın git gelleri ve değişmeyen düzeninde, yaşıyor insanlar yüzer gibi en derinde. Zaman değişmiyor ancak ilerliyor dalga dalga. Birileri yetişmek için acıması olmayan zamana, kürekleri hızlı hızlı çekiyor. Kim onlar? Ne için önden gidiyorlar? Dünya duruyor olduğu yerde mecazen. Kimse insanlığı tutup götürmüyorken elinden, onlar ne için tutup, ne için çekiştiriyorlar?

Bir yere yetişiyoruz. Bir yaşanmışlık, bir medeniyet, bir tarih ortaya koyuyoruz. Zaman avucunu açıp farklılık saçmıyor yeryüzüne. Biz farkı öğrenerek yaşıyoruz. Dursan olduğun yerde, bir kulaç dahi atmasan dünya da durur, yani mecazen. Ancak yaşadığımıza inandığımız hayata ve onun devamlılığına yetişmeye çalışıyoruz. Gökyüzü orada, aynı kum bastığın yerde fakat içinde savrulduğumuz sularda boğulmaya direniyoruz. Şimdiyse aldığımız her nefeste o asi küreklerin okyanusu tokatlayışı yankılanıyor.

Önce ışık huzmelerini görüyorlar, aydınlığa kısık gözlerle bakan insanlara karşı güneşi resmediyorlar. Ufukta belirsiz çizgiler, aitliği belli olmayan adalar… Biz daha gözümüzü açmamışız, koskoca okyanusta birkaç kulaç atmamışız. Onlar önden gidiyorlar. Ne var ne yoksa o belirsiz çizgide, bizden önce davranıp bizden önce yetişiyorlar. Olur da zalim dalgaların altında kalırsak, soğuk kumların depremiyle çökersek, karanlıkta kalıp yıldızları kaybedersek; onların bizim için bıraktığı haritayı izleyecek, sudaki çizgileri takip edecek, çamurlu yosunlardan, iri kayalara halat çekeceğiz. Hayatın en büyük ikinci başlangıcında karaya ulaşacak ve oradan yürüyeceğiz.

Zaman okyanusunu döndürecek. Biz yeni adımlar atarken orada yüzmeye devam edeceğiz. Zaman değişmeyecek ama biz yeni yerler keşfedeceğiz. Çünkü öğreneceğiz, döngüye farklılıklar katarak geçmişe gelecek ekleyeceğiz. Bizim yaşamın sıradanlığından bir farkımız olacak. Çünkü o kürekleri çeken bilekler, bizi karaya uçuran o yelkenler, o rengarenk gemilerin kaptanları; en savunmasız zamanımızda, ruhumuzun, zihnimizin en çiğ yaşlarında bize öğretecek, oturduğumuz o tahta sıralarda yaptığımız kağıttan gemileri eğitimin deryalarında ve okyanuslarında gezdirecekler. Boğulmayacağız. Cehalete, felakete, savaşa, insanın içindeki düşmana yenilmeyeceğiz. Şimdilerde dümenin uçlarından çekiştirse de bazıları, biz kaptana güveneceğiz. Şu hayatta var olan diğer yaşam topluluklarından bir farkımız varsa öğrendiklerimiz ve öğretene paha biçtiklerimiz. Onlar kanadı kuruyan her bir öğrenciyi, uçması için başka maviliklere, hevesle takip edecekler. Kibar bir rüzgar üfleyecekler.

Aydınlığı takip eden hiçbir öğretmenin, okyanusun karanlıklarına çekilmiş, dişi kanlı canavarlara yem olmaması dileğiyle. Öğretmenler günü kutlu olsun.

Yazarın Diğer Yazıları

Bir gece ansızın yıkıldı anıların balkonu. Çöktü, çatırdadı ve un gibi dağıldı. Yüzlerce binlerce toz tanesi, yüzlerce hatıra ve yüzlerce yaz gecesi. İçinde uğultulu sohbetler vardı, kenarlarında çiçekler; bir iki tozlu sandalye, aşınmış küllükler. Hepsinde ayrı neşe hepsinde ayrı bir hüzün. İlk dileğimi tuttuğumda, ilk yıldızım kaydığında, bir kar fırtınasını ilk kez savrulmadan tuttuğumda oradaydım. […]

Devamını Oku
Bir Avuç Kış

Yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi patavatsız olmak, olduğum yeri bilmek ve özgürlüğe uzanmak. Bir ışık olmak dileğim. Işıklara tutunmak, ışıklara uzanmak. Yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi, gökyüzünü kirletmek, gökyüzüne dokunmak. En çok da kışı kanatları altına alan uzun gecelerin ve kısa günlerin hatrına. Çünkü en çok bu dönemlerde, cam vitrinlere, duvar kenarlarına yerleştirilen […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku