Gani Müjde
Tüm Yazıları
Hava çok soğuktu ve ayakkabımızın tabanları çok inceydi genel olarak.
Ana Sayfa Tüm Yazılar Hava çok soğuktu ve ayakkabımızın tabanları çok inceydi genel olarak.

12Eylül’e çeyrek vardı ama biz bilmiyorduk henüz. “Yarın olması muhtemel” devrime inanan, on sekizinden gün almamış veya almış, çatık kaşlı, pamuk vicdanlı, çoğumuz yoksul ailelerin sofrasında öğün geçiştirerek büyüyememiş, çelimsiz ama gayretli, eşitlikçi ama çocuksu bir ruha sahip devrimci gençlerdik. Hava çok soğuktu ve ayakkabımızın tabanları çok inceydi genel olarak. Kızlara meyledecek yaşta vatan kurtarmaya […]

12Eylül’e çeyrek vardı ama biz bilmiyorduk henüz. “Yarın olması muhtemel” devrime inanan, on sekizinden gün almamış veya almış, çatık kaşlı, pamuk vicdanlı, çoğumuz yoksul ailelerin sofrasında öğün geçiştirerek büyüyememiş, çelimsiz ama gayretli, eşitlikçi ama çocuksu bir ruha sahip devrimci gençlerdik.

Hava çok soğuktu ve ayakkabımızın tabanları çok inceydi genel olarak.

Kızlara meyledecek yaşta vatan kurtarmaya kalkınca kendimizle çatışıyor, kızlara meyledince de pos bıyıklı, çatık kaşlı ama pamuk vicdanlı güzel abilerimiz tarafından “sekter davranmakla” suçlanıyorduk.

Çok soğuk geçerdi mahallemizde kışlar…

Yer her daim çamurdu.

Evde, okulda, minibüste, her vesile ile önce çamura bulanmış ayaklarımız donardı.

Hava çok soğuktu ve ayakkabımızın tabanları çok inceydi genel olarak.

İşte o günlerde tanıdık Adile Naşit’i.

Tek sıcaklık kaynağımızdı Adile Ana’mız ile Münir Baba’mız…

Kahvede tek çayla saatler tükettikten sonra kalan paramızla Moroğlu Sineması’nın kuyruğuna girerdik.

Daha doğrusu kuyruğun bitmesini, filmin başlamasını beklerdik içeri girmek için.

Bir ısıtma sistemi olduğundan mı, yoksa oynattığı filmlerden mi bilinmez, mahallede bir tek sinema sıcaktı sadece.

Kuyruk biter, kalabalık dağılır ve biz en son bilet alır, karanlıkta yerlerimize otururduk.

En çok tercih ettiğimiz filmlerdi Adile Naşit’in rol aldığı aile filmleri.

Çoğu daha sonra “Arabesk” filmini yazarken bana baş öğretmenlik yapacak olan Ertem Eğilmez’in filmleriydi.

Adile Naşit annemizi, Münir Özkul babamızı canlandırırdı.

O kalabalık ailenin bir parçası gibi hissederdik kendimizi.

Sinemada hem ısınır hem unuttuğumuz gülmelerin, kahkahaların, kıkırdamaların egzersizlerini yapardık karanlığa saklanarak ve utanarak.

Hepimiz çatık kaşlı, pamuk vicdanlı gençlerdik ne de olsa.

Hava çok soğuktu ve ayakkabımızın tabanları çok inceydi genel olarak.

Adile Naşit “Sirke en iyi turşuyla yapılııııır.” diye bağırdıkça kahkahadan koltuklarımıza gömülür, “Yavrularım, evlatlarım; ben hiçbirini ayıramam.” diye ağladıkça çamurlu, ince tabanlı postallarımızı gözyaşlarımızla ıslatırdık.

Sonra arkamızda tanıdık bir hıçkırık duyardık.

Pos bıyıklı aşırı devrimci bir abimizi ağlarken yakalar, mahcup olmasın diye kafamızı çevirirdik.

Sonra Münir Baba “Bak beyim…” diye başlayan uzun tiradını atardı Tarık Abi’mizle evlenen kızına dünyayı dar etmek için ailenin evini başına yıkacak olan zalim patrona…

Yaşar Usta, “Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın. Paran var, pulun var, her şeyin var. Binlerce kişi çalışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak? Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu, karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak?” deyince ayağa fırlar alkışı basardık Münir Baba’ya.

Tüm sinema katılırdı bize.

Adile Ana’mız ise arkada iri gözlerine dolan yaşları silerek ve öfkesini hıçkırıklarıyla bastırarak dağ gibi dururdu ailenin arkasında. Sonra bir mucize olur Adile Naşit perdeden yanımıza iner saçlarımızı okşardı.

“Üzülmeyin yavrularım bu da geçecek.” der, korkularımızı yatıştırırdı.

İşte o anda ne gelecek korkusu kalırdı, ne geçim sıkıntısı.

Birlikte olmanın, dayanışmanın, kardeşliğin sıcaklığı kaplardı içimizi.

Sarılırdık Adile Ana’ya…

Film bitene kadar anamızdı o artık.

Ailesi de ailemiz.

Bir de amatör pilot Vecihi Bey gelip koltuğumuza kuruldu mu, keyfimize diyecek olmazdı.

Hava birden ısınır, eprimiş kırmızı koltukların arasından bol çiçekli mandalina ağaçları sürgün olurdu. Çiçekler açardı sinemanın her yerinde.

Şehre bir film gelir bir güzel orman olurdu. İklim de değişir Akdeniz kokardı her yer. Film bitmesin diye dua mırıldanır ama belli etmezdik.

Güler, eğlenir, ağlar; unuttuğumuz tüm duyguları sürerdik maviliklere doğru.
Yanımızda bir de hayalden kız oturtur, yelkovan kuşlarını kovalayarak Ada sahillerine ulaşırdık.

Sonra birden biterdi film.

Adile Ana kalkardı ayağa.
“Hadi çocuklar sonraki filme kadar bana müsade.” der giderdi.

Adile Ana’mız emindi bir sonraki filmin olacağından ama biz seyredebileceğimizden emin olamazdık.

Her köşede hain pusunun olduğu yıllardı.

Binlerce genç anlamsızca birbirinin celladı olarak görevlendirilmişti.

Çıkardık sinemadan, sağa sola ve yanımızdan gelen otomobillere dikkatlice bakarak, “kahrolsun faşizm” yazılı duvarların önünden süzülerek kahveye, eski hayatımıza, tek çayla saatlerce takıldığımız mekâna dönerdik.

Çatık kaşlı, pamuk vicdanlı, Adile Ana’dan, Münir Baba’dan doğma çocuklardık.

Hava çok soğuktu ve ayakkabımızın tabanları çok inceydi genel olarak…

Yazarın Diğer Yazıları
Hava çok soğuktu ve ayakkabımızın tabanları çok inceydi genel olarak.

12Eylül’e çeyrek vardı ama biz bilmiyorduk henüz. “Yarın olması muhtemel” devrime inanan, on sekizinden gün almamış veya almış, çatık kaşlı, pamuk vicdanlı, çoğumuz yoksul ailelerin sofrasında öğün geçiştirerek büyüyememiş, çelimsiz ama gayretli, eşitlikçi ama çocuksu bir ruha sahip devrimci gençlerdik. Hava çok soğuktu ve ayakkabımızın tabanları çok inceydi genel olarak. Kızlara meyledecek yaşta vatan kurtarmaya […]

Devamını Oku
Öğretmenlerimin Toplu Geçit Töreni

Karımın doğum gününü ve ilk öğretmeniminadını asla unutmadım. Muhtemelen Cumhuriyet aydınlanmasındannasibini almış, entelektüel bir insandı Avni Yaylalı.Benim de ilkokul hocamdı kendisi. Tarık Us İlkokulu’nun bahçesinde, Kore Savaşı’ndan bizim envantere devşirilmiş teneke bir barakada ilk öğretmenim oldu. Okuma yazmayı evde sökmüş, dört işlem yapabilen bir birinci sınıf öğrencisi olduğumu fark edince, direkt ikinci sınıfa geçmem için […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku