Aylin ÜNAL
Tüm Yazıları
Bir Avuç Kış
Ana Sayfa Tüm Yazılar Bir Avuç Kış

Yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi patavatsız olmak, olduğum yeri bilmek ve özgürlüğe uzanmak. Bir ışık olmak dileğim. Işıklara tutunmak, ışıklara uzanmak. Yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi, gökyüzünü kirletmek, gökyüzüne dokunmak. En çok da kışı kanatları altına alan uzun gecelerin ve kısa günlerin hatrına. Çünkü en çok bu dönemlerde, cam vitrinlere, duvar kenarlarına yerleştirilen […]

Yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi patavatsız olmak, olduğum yeri bilmek ve özgürlüğe uzanmak. Bir ışık olmak dileğim. Işıklara tutunmak, ışıklara uzanmak. Yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi, gökyüzünü kirletmek, gökyüzüne dokunmak.

En çok da kışı kanatları altına alan uzun gecelerin ve kısa günlerin hatrına. Çünkü en çok bu dönemlerde, cam vitrinlere, duvar kenarlarına yerleştirilen ışıklar hatırlatıyor parlaklığın güzelliğini. Yeni yılın habercisi, raflara dizilmiş ışıltılı ve rengarenk küçük dünyalar. Onlara baktıkça çocuksu bir heyecan ve yetişkin bir özlem yeşeriyor göz bebeklerimde. Kışın, gizemli ve soğuk silüetini yakından görüyorum böylelikle.

Kokusunu hissediyorum. Soluk boruma karahindibalar tıkanmış sanki. Yazın en çekilmez saatlerinde zavallıca dilemişiz serinliği, üflenen dilekler iğne gibi saplanmış ciğerlerimde. Ancak o rahatsız edici his, o uyuşturan soğuk pekmezlenmiş kardan tatlı. Çünkü bambaşka, titreye titreye girdiğim kapıdan donmuş burnuma vuran sıcağın hazzı. Her şey daha güzel kışın, sarılmak daha güzel, evin içinde üşümesen de dışarıda kopan fırtınanın hatırına bir battaniyenin altına girip küçük dünyana sığınmak daha güzel; giyinmek daha güzel, sıcaktan üstünü parçalamadan, acele çöken karanlığa yetişme telaşıyla bir güne çok daha fazlasını sığdırmak daha güzel.

Hiç el sürülmemiş acılar var, dönüp bakılmamış. Üşümesin diye kabanın ceplerine sıkıştırılan eller hiç uzatılmamış, uzanılmayan eller buzlu topraklara gömülmüş. Hepsi köşe başlarında, balkonların altında, girmediğimiz her karanlık sokakta. Umut bahşeden her gülüşün altında duymadığımız acılar var. En çok da ışıklarıyla övündüğüm kışın karanlıklarında. Her mevsim, yılın her günü bizimle ama biz olmadan orada zalim hissiyatlar ve yazık hayatlar. Fakat en zoru kışın. Bu yüzden daha güzel belki her şey bu mevsimde. Umutlar ve tutulan dilekler daha sahici, daha derin, ışıklar daha parlak. Çabalar daha gerçeğe dönük, daha çok elle tutulur. Bir kar yağar sabahın sessiz saatlerinde de her şey bir anlığına unutulur.

Bir avuç kışa sığarız, küçülürüz. Hayallerimiz beyaz örtünün kristal halısına tane tane dökülür. Rengarenk olur kristaller çünkü yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi renkli hayaller kurarız. Duyarsızlaştığımız hayatlara bakışlarımız da kardan adamın eriyen gövdesinde çözülür. Eğleniriz ondan geriye sayarken, hep bir ağızdan söyleniriz ne değişti diye ertesi gün. Duvar çatırtılarıyla, erken yanan ışıklarıyla, ümitleri bir avazda doğuran gücü insanlığa hediye eden acılarıyla yapayalnız bir ruhtur kış. Bir avuçtur en fazla, bir avuca sığar tüm insanlar.

Yazarın Diğer Yazıları

Bir gece ansızın yıkıldı anıların balkonu. Çöktü, çatırdadı ve un gibi dağıldı. Yüzlerce binlerce toz tanesi, yüzlerce hatıra ve yüzlerce yaz gecesi. İçinde uğultulu sohbetler vardı, kenarlarında çiçekler; bir iki tozlu sandalye, aşınmış küllükler. Hepsinde ayrı neşe hepsinde ayrı bir hüzün. İlk dileğimi tuttuğumda, ilk yıldızım kaydığında, bir kar fırtınasını ilk kez savrulmadan tuttuğumda oradaydım. […]

Devamını Oku
Bir Avuç Kış

Yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi patavatsız olmak, olduğum yeri bilmek ve özgürlüğe uzanmak. Bir ışık olmak dileğim. Işıklara tutunmak, ışıklara uzanmak. Yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi, gökyüzünü kirletmek, gökyüzüne dokunmak. En çok da kışı kanatları altına alan uzun gecelerin ve kısa günlerin hatrına. Çünkü en çok bu dönemlerde, cam vitrinlere, duvar kenarlarına yerleştirilen […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku