Bircan Usallı Sinan
Tüm Yazıları
CANANGÜLLÜ
Ana Sayfa Tüm Yazılar CANANGÜLLÜ

Bugün yolculuğumda çok sevdiğim, takdir ettiğim, hayranlık duyduğum, dünyalar güzeli bir kadın dostumla beraberim. Türk kadın hakları savunucusu, aktivist, organizatör ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü’nün sahibi Canan Güllü. Müthiş cesur kadın sözcüğü bana çok kıymetli gelmiştir, hep çok sevmişimdir ve hayatım boyunca bunu bazı kadınlar için, benim için önemli […]

Bugün yolculuğumda çok sevdiğim, takdir ettiğim, hayranlık duyduğum, dünyalar güzeli bir kadın dostumla beraberim. Türk kadın hakları savunucusu, aktivist, organizatör ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü’nün sahibi Canan Güllü. Müthiş cesur kadın sözcüğü bana çok kıymetli gelmiştir, hep çok sevmişimdir ve hayatım boyunca bunu bazı kadınlar için, benim için önemli kadınlar için, kullanmışımdır.

Bütün hayatını neredeyse Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’na, Kadının Sosyal Hayatını Araştırma ve İnceleme Derneği’ne adamış bir kadından bahsediyoruz. Nerede kadınlara, çocuklara ilişkin bir haksızlık varsa orada Canan Güllü’yü görmemiz o kadar sıradan… O kadar ki “Canan Güllü bu konuda ne der?” diye merakla izlediğim pek çok vaka oldu.

Nasıl olmasın? Kadına ilişkin her türlü olayın içinde hem Türk kadın hakları savunucusu, aktivist, organizatör olacaksın hem Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı olacaksın, KASİAD’ın Yönetim Kurulu Başkanı olacaksın… Neredeyse 100.000’e yakın üyesi olan derneklerin federasyon başkanı olacaksın… Elbette Canan Güllü için adanmışlık burada başlıyor.

Bu güzel yolculukta, kışın da kendini iyice hissettirdiği, yeni bir yılın umutlarının içinde olduğumuz bugünde Canan Güllü ile umudun da yüzü olduğu için bir arada olmayı çok istedim. Nerede bir istismar var, nerede bir haksızlık var, nerede bir hayata çökme var, orada dimdik karşımızda Canan Güllü var. Canan Güllü’yü bazen küçücük bir kız çocuğunun elini tutmuş, bazen de yaşlı bir teyzenin kucağına elini koymuş, bazen kendi yaşıtıyla hararetli tartışırken, bazen de gencecik kızlarla okulda ve işyerlerinde sohbet ederken görmemiz çok mümkün. Hepsine dağıtmak istediği şey belli, umut… Ayaklarınız yere bassın. Bu toplumun yarası kadın… Bize kimse haklarımızı vermez, biz haklarımızı söke alırız.

Evet, sevgili Canan Güllü, üniversite yıllarında başarılı çok başarılı bir öğrenci olduğunu biliyoruz. Sana hayattaki en büyük yol göstericinin yine bir kadın, annen olduğunu biliyoruz. Başucu kitaplarından asla vazgeçmediğini biliyoruz ve bu seyahate benimle çıktığın için çok mutluyum. Şimdi sorularımı sana arka arkaya sıralamak istiyorum.

– Sevgili Canan, sen yaşamını insanlığa adamışsın ama bunu yaparken bir fedakârlık yapıyormuş gibi görünmüyorsun. Hayatının normal akışı sanki toplumun iyileşmesi üzerine kurulu. Bu duygunun temeli nereden geliyor? Bunun bir harcı varsa dağıtsak bütün ülkeye…
Çok güzel ifade etmişsin sevgili Bircan. Ben kamu görevi yapan bir ailede büyüdüm. Tek kız çocuğuydum. Eşitlikçi, çağdaş, demokratik olan bu ailede gördüklerimin dışında bir dünya olduğunu 9 yaşımdayken okula gönderilmeyen kız çocukları için annem ve arkadaşlarının çabasına eşlik ettiğimde öğrendim. Hayat herkese eşit davranmıyordu. 18 yaşımdan sonra ise dışarıdaki genç kızların erkek egemen bir baskı altında olduğuna tanıklık edince, “Benim dünyam gibi olmalı her yer, eşit ve çağdaş.” diyerek sosyal sorumluluk alanında bir STK’ye üye olmak için çabaladım. Bugünkü mücadelenin geçmişten gelen koşullar üzerine kurulmuş olması beni merhamet üzerine değil hak ve adalet üzerine yoğunlaştırdı.

– Peki, Canan Güllü’yü hayatında neler mutlu eder? Çok dostun var mı?
Ben pozitif bir kadınım. Kıskançlık bilmem ve planlıyımdır. Zamanı iyi kullanmayı, araba kullanmayı, denizi ve yüzmeyi ve telefonla da olsa dost muhabbetlerini severim. Dostlarımı darda koymam, kitap okumayı çok severim. Bir de son birkaç aydır yapamasam da yürüyüş, en iyi rahatlamadır benim için.

– Okumayı öğrendiğin andan itibaren hep başucu kitapların olduğunu söylüyorsun, biliyoruz. Bu kitaplardan bize bahseder misin?
Hikâyelere doymuş bir çocukluğum var. Ama iki kitap başucu kitabım olarak hayatımı etkiledi. 14-15 yaşlarında Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda kitabı (üzülerek söylemeliyim ki okurken sıkılmış ve içeriğini anlayamamıştım. Çünkü eşit bir ortamda özgür büyütülmüştüm) ile Prof. Dr. Afet İnan’ın Mustafa Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım kitabı. Birincisiyle feminist mücadele, ikincisiyle de vatan sevgisi işlendi ruhuma.

– Belli ki şahane bir anne ve baban olmuş, onların yol göstericiliğini bizimle paylaşır mısın? Ki okuyan herkes illa içinden seçkiler yapar… Bu da bir süre hayatın güzelleşmesi demek olur.
Rahmetle anarak evet cevabımı vereyim. Rol modellerim özgürlükçü, eşit ve demokratik bireylerdi. Karar merciilerinde fikrimiz alındı, yasak bilmedim, saygı ve sevgi ortamında ama merak ettiklerim anlatılarak büyüdüm. Hakkımı aramayı, sabırlı olmayı ve çevremdekileri ders başarısı dışında kıskanmamayı öğrendim. Merakı iyi yönde kullanmayı ve kitap okumayı öğrettiler.

– Biz kadınlar, var olan haklarımızı başarıyla kullanabiliyor muyuz? Sandık başına hür iradeyle gidiyor mu kadınlar?
Kocaman bir hayır cevabım olacak. Çünkü eğitime erişmesi hâlâ sorunlu, erken ve zorla evliliği önleyememiş bir ülkedeyiz. Ayrıca üniversite eğitiminde konaklayacağı yurtları yapmamış, istihdamda yeterince yer vermemiş ve bakım yükünü üzerinden almadığımız bir kadınlık var bu ülkede. Dolayısıyla ekonomik özgürlüğünü alamamış kadınların demokratik hakların kullanımında hür iradeden bahsedemeyiz.

– Kadına siyasette halen niye bir renk olarak bakılıyor?
Birey olarak görmediğimiz için. Toplumun yarısını oluşturan kadınların hâlâ geleneksel rollerle tanımlanması ve kutsal aile yapısının tamamlayıcı unsuru olarak görülmesi buna neden. Önümüzdeki 31 Mart yerel seçimlerinde binlerce kadın adaylaşsın diye çalışıyoruz. “Adaylaştırmayan partiye de oy yok.” sloganıyla mücadelemiz devam ediyor.

– Çok severim ve haklı bulurum “Cehalet en çok kadından korkar.” sözünü. Sen ne dersin?
Ülkemizde çocuk büyütme işi kadınların boynunda yük, erkekler sadece babalık rollerini oynamakta. İşte bu yüzden eğitimli kadın eğitimli çocuk yetiştirir diyorlar. Ama biz çocuğu anne ve baba işbirliği ile yetiştirelim ve sorumluluk hepimizde olsun, cehalet de toplumdan korksun diyoruz. O zaman daha güçlü olacağımıza inanıyorum.

– Peki biz kadınlar daha fazla ne yapmalıyız?
Sorunu bizim üzerimizden değerlendirmeyelim. Önce devlet vatandaşına karşı sorumluluğunu yerine getirsin. Eğitime, sağlığa, hukuka, adalete erişmesini, istihdamda yer almasını sağlamakla görevli olduğu işleri yerine getirsin ve en önemlisi kadına şiddeti önlesin. Sonra bizler bu hakları kullanalım, çabasında olalım, birbirimizi uyaralım. Gelişen dünya normlarına ayak uydurarak sorgulayalım iktidarları, ses yükseltelim birlikte, dayanışalım ve mücadele edelim.

– “Çocuk gelinler” üzülerek söylüyorum ki her ne kadar görmezden gelinmeye çalışılsa da ülkemizin önemli sorunlarından biri maalesef. Sevgili Canan, sen hayatını bu yola adamış biri olarak bu konuyla ilgili ne söylemek istersin?
Erken yaşta ve zorla evlilik diyoruz biz. Çünkü gelin ve çocuk yan yana gelmemesi gereken kelimeler. Bu konuda yasal mevzuatlar var, onun işlemesi için farkındalık çalışmaları yapıyoruz. Ceza sisteminin işlemesini özellikle yakından takip ediyoruz. Türkiye, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi imzacısı. Dolayısıyla Cumhuriyet’in 100. yılında kendisine bayram hediye edilmiş çocukların çocuk neşesine kavuşması mücadelemiz hız kesmeden devam ediyor.

– Kadına ve çocuğa şiddet haberlerini gördüğümüzde bunu önlemek için yapılanların yetersizliği karşısında deliye dönmüyor muyuz? Deliye dönmek bir şey değil elbette… Niye bunu engelleyemiyoruz? Niye kadınlar bir orduya dönüşmüyorlar? Göstermelik protestoların hiçbir önemi olmadığını fark etmiyor muyuz?
Hepimizin içi yanıyor. Örneğin kasım ayında 49 kadın katledildi bu ülkede. 399 kadın, 30 Kasım sonu itibarıyla, 2023 yılında katledilen kadın sayısı. İktidarın kadın politikasızlığı karşısında eylemsellik sonuç vermiyor. Bu nedenle bizler sahada bilinç yükseltmeyle önleyebilecek çalışmalar yapıyoruz. İş dünyası, yerel yönetimler, medya akademi ve STK işbirliğinde. Bu arada da dayanışmayı örgütlüyoruz.

– Ne olacak bu kadına şiddetin sonu? Normalmiş gibi algılamaya başladık bu haberleri. Esas tehlike bu değil mi?
Ben biraz tersten düşünüyorum. Sosyal medyada ve hayatın içinde içselleştirme yerine sorgulanmaya başladı artık. Her birey, bu denli canice yapılan katliam karşısında sorguluyor. Ben umutsuz değilim. Yaklaşık 37 yıl oldu mücadelemde ama geldiğimiz farkındalık boyutu çok gelişmiş. Ancak iktidar politikasının olmayışı bu acıları gündemleştiriyor. Mekanizmalar işlemiyor. Bizler “Kadın cinayetleri politiktir.” deriz. Çünkü siyasi erk, önlem almaz ise bu sonuçlar ortaya çıkar. İşte tüm çabamız kadını kutsal aile yapısı içinde gören zihniyetle mücadeleye evrilmiş durumda ve biz kazanacağız çünkü laiklik vazgeçilmezimiz.

– Sevgili Canan, kadına kadının gücünü nasıl anlatacağız?
Bence yeni nesil anlıyor, bizler ise dayanışıyoruz unutmayalım kadın kadının yurdudur.

– Kadın erkek cinsiyet eşitliği, ders olarak niye bir türlü Milli Eğitim’in müfredatına giremiyor?
Aslında İstanbul Sözleşmesi içinde müfredata ders olarak eklenmesi maddesi vardı ama biliyorsunuz yürürlükten kaldırıldı. Biz şimdi elimizden geldiğince topluma bunu anlatmaya çalışıyoruz.

– Kadın erkek eşitliği sağlandığında nasıl bir dünya bizi bekliyor olacak? Ya da ülkemizden söz edelim…
Eşitlik bambaşka bir dünya olacak. Herkesin eğitim seviyesi, yaşam kalitesi yükselmiş olacak ve korkusuzca yaşayan bir cins olarak kadınlar, yaşam haklarını kullanabilecek. Kim ister gece karanlıkta arkasına bakarak yürümeyi, kim ister bindiği takside ya da otobüste tacize uğrayacağım korkusu yaşamayı ya da en sevdiği tarafından katledilmeyi?
Karar mekanizmalarında temsil edileceğiz, zorla evlendirilmeyecek, eğitimden mahrum kalmayacağız. Tarlada ücretsiz ev işçisi olmayacak, güvencesiz işlerin mağduru olmayacağız, sanal din tacirlerinin dilinde cinsel obje, tarikatlarda cariye olmayacağız.
Teknoloji çağında Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş, laik ve hukuk devletinin eşit bireyleri olacağız. Mücadeleye devam, çünkü mücadele kazandırır.

Yazarın Diğer Yazıları
CANANGÜLLÜ

Bugün yolculuğumda çok sevdiğim, takdir ettiğim, hayranlık duyduğum, dünyalar güzeli bir kadın dostumla beraberim. Türk kadın hakları savunucusu, aktivist, organizatör ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü’nün sahibi Canan Güllü. Müthiş cesur kadın sözcüğü bana çok kıymetli gelmiştir, hep çok sevmişimdir ve hayatım boyunca bunu bazı kadınlar için, benim için önemli […]

Devamını Oku
Başı Dik Sosyal Demokrat: Berna Laçin

Kışa mı girdik, sonbahar mı devam ediyor, bilemiyorum. Fakat şu anda doğanın en sevdiğim hali var; Ağaçlar bütün yalınlığıyla çırılçıplak. Kırmızı, kahverengi sararmış yapraklar… Doğanın bu halini seviyorum; insana benzetiyorum, insanın orta yaşlılıktan yaşlılık dönemine geçişine benzetiyorum nedense. Bu güzel yolculukta bu kez konuğum Berna Laçin. Sevgili Berna’yı gazetecilik günlerimden tanıyorum, onunla defalarca röportaj yapmışlığım, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku