Hande ÇİĞDEMOĞLU
Tüm Yazıları
İNAN Kİ SENDEN BAŞKA KİMSE YOK İÇİMDE
Ana Sayfa Tüm Yazılar İNAN Kİ SENDEN BAŞKA KİMSE YOK İÇİMDE

Onunla yeni yıla ilk kez birlikte gireceğiz. Canım karım. Evlendiğimize inanamıyorum. Sevgililik falan tamam da aynı çatı altında olmak bambaşka bir şey. Düşünüyorum da ne kadar güzel gelin olmuştu. Dalgalı saçlarının üstüne çiçeklerden bir taç takmıştı. Bizimkiler gelinliğini biraz dekolte bulmuşlardı ama neticede onun düğünüydü, karışmalarına izin vermedim. Annem biraz küsmüştü, annem hep küser zaten. […]

Onunla yeni yıla ilk kez birlikte gireceğiz. Canım karım. Evlendiğimize inanamıyorum. Sevgililik falan tamam da aynı çatı altında olmak bambaşka bir şey. Düşünüyorum da ne kadar güzel gelin olmuştu. Dalgalı saçlarının üstüne çiçeklerden bir taç takmıştı. Bizimkiler gelinliğini biraz dekolte bulmuşlardı ama neticede onun düğünüydü, karışmalarına izin vermedim. Annem biraz küsmüştü, annem hep küser zaten. Bugünkü davetlerini de kabul etmediğimiz için küsmüş olmalı, birkaç güne kokusu çıkar. “Anneciğim, benim mesaiden kaçta çıkacağım belli değil, bütün gece sizi sofrada bekletmek istemem. Yeliz de ben olmadan rahat edemez sizin yanınızda.” Yılbaşı gecesi karımla baş başa olma isteğimden anneme bahsetmedim. Uğur getireceğini düşündüğü için giyeceği kırmızı elbisesinden de.

Kim bilir ne güzel olmuştur şimdi. Gözüm saatte, eve gitmek için sabırsızlanıyorum. O sırada telefonum çalıyor. Ne zaman telefonum çalsa diğer masadaki arkadaşların yüzünde alaycı bir gülümseme beliriyor. Düğündeki dans şarkımızın çalmasını neden bu kadar yadırgıyorlar bilmem, Erkin Koray’ı herkes sever. “Hiçbiriniz karısını benim kadar sevmiyor demek ki” diye savuşturuyorum başımdan. Umursamıyor gibi görünsem de bu hanım köylü yakıştırmaları hoşuma gitmiyor. Karımın bana ne kadar hayran olduğunu, bana nasıl saygı duyduğunu bilmiyorlar tabii. Söylesem de inanmazlar. Onlar için bilgisayar başında oturan çömez bir memurum. Belki polisten bile saymıyorlardır beni. Hele şu yunus ekiplerine sinir oluyorum. Motordan bir inişleri, şubeye bir girişleri var ki sanırsın aksiyonlu bir filmden çıkıp gelmişler. Asayiş büro desen sanki “Arka Sokaklar”, narkotikçilerin cakasından yanlarına yaklaşılmıyor. Oysa okulda öğretmediler mi, emniyet bütünsel bir yapı, teşkilat hepimizin yuvası. Hem bence toplum destekli polislik büro amirliği hepsinden önemli. Emniyet vatandaş için var, toplumla bütünleşik bir yapı kurulmazsa suça nasıl engel olunacak? Bunları Yeliz’e de anlatıyorum. Ama o daha çok kriminal olaylardan hoşlanıyor. Her akşam soruyor, bugün neler oldu diye? Öyle olmadığı halde “Ben cyber crime büro amirliğindeyim biliyorsun güzelim, öyle basit suçlara bakmıyorum.” diyorum. Siber yapılar, gizli görev, anlatamayacağım şeyler var falan deyince daha da heyecanlanıyor. Onun gözleri parladıkça ben bir çay daha istiyorum, anlattıkça anlatıyorum. “İstihbarattan istiyorlar beni ama amirim bırakmıyor. Bu şebekeyi ancak senin sayende çökertiriz. Birimin sana ihtiyacı var, öyle kolay kaptırmam seni, diyor. Ama laf aramızda muhtemelen istihbarata geçeceğim. Nihat Amir çok bastırıyor. Hatta Ankara’ya taşınmak zorunda bile kalabiliriz. Merkeze, İstihbarat Daire Başkanlığına. ”

“Ayy sevgilim, ajan mı olacaksın? Başına bir şey gelmesin, korkarım ben.” diyor. “Merak etme.” diye sıkıca sarıyorum. “Söyle bakalım ben mi yakışıklıyım, Tom Cruise mu?” O kadar tatlı yalan söylüyor ki Tom’dan daha yakışıklı olduğuma inanıyorum. Canım karım. Ondan gelen her şeye razıyım, yeter ki tatlı bakan gözleri, sıcacık teni yanımda olsun.

Saate bakıyorum, 8’e geliyor. Yeliz çoktan sofrayı hazırlamış, giyinip süslenmiştir bile. Elbisesini merak ediyorum. Kırmızı demişti. Acaba iç çamaşırları da kırmızı mı? Aklımdan geçenleri herkes görmüş gibi telaşlanıyorum. “Mehmet Abi kaçta çıkarız?” diyorum. Ne çıkması oğlum, bugün 31 Aralık. Tüm birimler görevde.” Diğerleri gülüyor. “Büroda adettir. Bir memura, ilk yılbaşında trafik görevi verilir, seni çıkışta merkeze bırakacağız.” Başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Nasıl olabilir bu? Hemen zihnimde mevzuatı tarıyorum. Bir hazine bulmuş gibi yanıtlıyorum: “Ama trafik şube, uzmanlık gerektiren başka birim çalıştıramaz. Maç, miting, sınav gibi ek görev deseniz anlarım. Ama trafik olmaz!” O sırada amir içeri giriyor. “İyi ya çok bilmiş, sen de evrakları alacak, GBT bakacaksın. Al sana bilgi işlem diyor. Sen daha ilk seneden vazife mi ayırıyorsun bakayım?” Akan sular duruyor, emir demiri kesiyor, üstüm, astlığımı hatırlatıyor. Omuzlarım çöküyor birden. Tansiyonum da düştü sanki. Zaten öğlende de bir şey yemedim. Başımla birlikte hayalimdeki sofra da dönmeye başlıyor, elbise çoktan kırmızıdan griye boyanmış bile. Yeliz’imin güzel gözlerinde iki buğulu pencere. Bukle bukle dökülen saçları sımsıkı toplanmış.

Şimdi güzel karıma ne diyeceğim? Sanki sesimi duydu, arıyor işte! -İnaan ki senden başka, senden başka, hiiiç kimse yok içimdeee… Telefonu alıp koridora çıkıyorum. “Ne o?” diyor Yeliz, “Sesin bir tuhaf, kötü bir şey yok değil mi?” Çay ocağına doğru yönlenip en tenha yeri buluyorum. “Yok güzelim merak etme. Kötü değil ama önemli bir şey. Şu üstünde çalıştığımız işte ciddi bir gelişme oldu. Bu gece suçüstü yapabiliriz.” Sesindeki hayal kırıklığını duymaya cesaretim yok. Hızlıca ekliyorum. “Ben de evde olmak isterdim hatta istersem şu an çıkabilirim fakat teşkilatın bana ihtiyacı var, onlara bu hainliği yapamam. Mevzu bahis, görevse gerisi teferruat!” Yeliz’den mağrur bir “peki” alıp telefonu kapatıyorum.

Yerime dönünce masamın üstünde fosforlu bir yelek görüyorum. Mehmet Abi “Hadi, giyin de çıkalım. İlçe girişindeki meydanda göreve gidiyorsun.” Gönülsüzce hazırlanıp aşağı iniyorum. Ekip arabasında neden sadece benim yelekli olduğumu anlamasam da üzerinde durmuyorum. Derdim başımdan aşmış zaten. Yolda herkesin keyfi yerinde. Yılbaşı gecesi kimse evine gitmek istemiyor mu, kimse karısını sevmiyor mu? Başımı soğuk cama yaslıyorum. Gözlerim kapanıyor. İçim geçmiş olmalı. Rüyamda Yeliz’i görüyorum. Bir kar küresinin içinde dans ediyor, güzel karım. Kollarını yukarı kaldırmış, bacaklarından biri kırmızı elbisesinden dışarı uzanmış, aynı noktada dönüp duruyor. O döndükçe üzerine karlar yağıyor. Orada, onun yanında olmak istiyorum. İnce beline ellerimi dolayıp onu ben döndürmeliyim. Ama kar küresi küçücük, içine giremiyorum. Zaten hızla giden bir motorun üstündeyim. Bir elimle gaz veriyor, bir elimde küreyi tutuyorum. Bir an, yan aynada kendimi görüyorum. Kaskın içinden bakan gözlerim yemyeşil, tıpkı Tom Cruise gibi. Peşimde iki tane süratli araba, arkamdan ateş ediyorlar. Bir sağa bir sola kırıyorum motoru. Ben gazladıkça kar küresi daha da çalkalanıyor, Yeliz daha da dönüyor. Sonunda peşimdekileri atlatıp sağa çekiyorum, avuçlarımda duran ama dokunamadığım Yeliz’e bakıyorum. Tom da, ajanlık da, gizli görev de umurumda değil. Karımın yanında olmak istiyorum. Cebimdeki kapsülü çıkarıp ağzıma atacağım. Böylece küçülecek, yanına gidebileceğim. Elimi cebime atarken kayıp gidiyor kar küresi, tekerlenerek gözden kayboluyor. “Yeliz” diyorum, “Yeliiiz…”

Arkadaşlardan biri dürtüyor. “Uyan ulan, yılbaşı akşamı uyunur mu? Bütün sene uyuyacaksın!” Bir diğeri lafa giriyor. “Geldik, hadi iniyoruz.” Gözümü açıp buğulanmış camdan dışarı bakıyorum. Ama, ama burası bizim ev. İşte bizim pencere, Yeliz’in yılbaşı için astığı ışıklar rengârenk yanıp sönüyor. Minibüstekilere bakıyorum. Hepsi gülüyor. “Çıkar bakalım yeleği, zimmetli neticede. Hadi bakalım evine marş marş, bu yılbaşı izinlisin.” Neye uğradığımı şaşırıyorum. Ağzımdan sadece kısık bir “Sağ olun amirim” çıkıyor. Araçtan inerken bizimkilerin bet sesi arkamdan geliyor:

“İnaan ki senden başka, senden başka, hiiiç kimse yok içimdeee…”

Yazarın Diğer Yazıları
İNAN Kİ SENDEN BAŞKA KİMSE YOK İÇİMDE

Onunla yeni yıla ilk kez birlikte gireceğiz. Canım karım. Evlendiğimize inanamıyorum. Sevgililik falan tamam da aynı çatı altında olmak bambaşka bir şey. Düşünüyorum da ne kadar güzel gelin olmuştu. Dalgalı saçlarının üstüne çiçeklerden bir taç takmıştı. Bizimkiler gelinliğini biraz dekolte bulmuşlardı ama neticede onun düğünüydü, karışmalarına izin vermedim. Annem biraz küsmüştü, annem hep küser zaten. […]

Devamını Oku
HİKMET İYİDİR, CEHALET FENA Bir eğitim neferi Hasan Âli Yücel

1930 yılının sonları. Mustafa Kemal Atatürk, milletvekili ve bürokratlardan oluşan bir grupla dört ay sürecek bir yurt gezisine başlıyor. Gezi boyunca yanındakilerle sıkça sohbet ediyor, yeni kurulmuş bir devletin aydınlık yarınları için neler yapılabilir, onlarla birlikte düşünüyor. Her düşünce, her soru, her yanıt onun için altın değerinde. Yine bir gece, ufuk açıcı sohbetlere ev sahipliği […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku