Haydar ERGÜLEN
Tüm Yazıları
Türkçe Sesli
Ana Sayfa Tüm Yazılar Türkçe Sesli

Bulutsuz Ruhlar: Bulutsuzluk Özlemi Eskimedikleri kendilerini sık sık hatırlatmadıklarından belli. Ya da şöyle diyeyim, kendilerini sık sık hatırlatmadıkları için hiç eskimiyorlar. Bir de şöyle deneyeyim: Öyle az görünüyorlar ki yeni bir albüm çıkardıklarında ya da dinleti yaptıklarında ‘duydunuz mu müthiş bir grup çıkmış!’ izlenimi uyandırıyorlar. Daha da ne söyleyeyim? Hem eski hem yeni. Hem klasik […]

Bulutsuz Ruhlar: Bulutsuzluk Özlemi

Eskimedikleri kendilerini sık sık hatırlatmadıklarından belli. Ya da şöyle diyeyim, kendilerini sık sık hatırlatmadıkları için hiç eskimiyorlar. Bir de şöyle deneyeyim: Öyle az görünüyorlar ki yeni bir albüm çıkardıklarında ya da dinleti yaptıklarında ‘duydunuz mu müthiş bir grup çıkmış!’ izlenimi uyandırıyorlar. Daha da ne söyleyeyim?

Hem eski hem yeni. Hem klasik hem her dem taze. Ve hem de her seferinde özlemle. Bulutsuzluk Özlemi’yle. Bu adı yıllardır şarkı gibi mırıldandım mırıldanmasına da nerden bulmuşlar, nerden akıl etmişler diye sormak hiç aklıma gelmedi. Şimdi sordum. Bir şarkılarının adını grup adı olarak almışlar, Mümtaz Soysal’ın bir yazısının başlığı, hoşlarına gittiği için kullanmışlar. Grup adı olunca da bu güzel şarkı biraz güme gitmiş doğrusu, o nedenle anmak ve sözlerini buraya yazmak istedim: “İsteyince yolunda kaygılandığım/uğrunda koşup yorulup doğrulup/Beni bulduğum/Bulutsuzluk özlemi sardıysa beni/Tele vurup çağrıyı kesmem mi lazım?/yok yok yok/…/Kimi mutlu gibi, tedirgin kimi/Yaslı ben gibi/Her devirde evreni devindiren/ Bana hız veren…”

Bulutsuzluk Özlemi duymaya erken başlamışlar diyemem, 1984, Türkiye’nin 12 Eylül 1980’le yoğunlaşan karanlığının en vahşi yılları. George Orwell’ın 1984’üyle aynı yıla gelmesi de hiç tesadüf sayılmaz.

Yazının başında söylediğim şeyde Bulutsuzluk ruhuna övgü var biraz da. Kurucuları Nejat Yavaşoğulları, Sina Koloğlu, Akın Eldes, mimar, gazeteci gibi meslekleri olan kişiler. Zaman zaman uluslararası futbol karşılaşmalarında Türkiye’nin ulusal takım ya da kulüpler olarak maç yaptığı rakip takım oyuncularının esas işlerinin itfaiyeci, polis, öğretmen, vb. olduğu ve futboldan para kazanmadıkları yazılır. Özellikle de bizimkileri yendiklerin de çok dile getirilir bu!

Bulutsuzluk Özlemi’ni de o takımlara benzetirim. Albüm için, dinleti için bir araya gelip, günün gündemin gerektirdiği şarkıları şahane biçimde ya zarlar, yaparlar, çalıp söylerler, sonra çekilirler. Bu da bir müzik tavrı. Necatigil’in şairler için söylediği müzisyenler, topluluklar için de geçerli: “Az görün, çok görürler!”

Böyle nerdeyse topluluğun adını ‘aradabir’e çıkaracakmışım gibi yazıp durduğuma bakmayın, iki arada bir derede bile olsa, iki elleri kanda da olsa (olmaz ya!) öyle çok ve unutulmaz şarkılar yaptılar ki 40 yıldır, en azından 40 yıl daha söylenir!

“Acil Demokrasi” örneğin. Hem modası geçmez hem de şarkının lezzeti. Hele sahnede Nejat Yavaşoğulları’nın bu şarkıyı söylerkenki tavrının yakıcılığı, arzusunun sahiciliği ve hep birlikte talep etmeye olan çağrısındaki aciliyet: “Bugünlerde nüksetti başım yine/sağa çarptım sola çarptım habire/her yanım yara bere içinde kalbim/hava bedava su pet şişede/hür demokratik/parlamenter sistemde/acil demokrasi…” Sonra da hep birlikte: “Acil acil!” demokrasi istemekteyiz artık parla menter de olmayan Türk usulü bu sistemde!

“Güneşimden Kaç” şarkısı ki Orhan Veli’yi de anar orada “Bir yer bulup oturmuşum/ bir türkü tutturmuşum”. Tam bir İstanbul şarkısı. Grup alternatif rock yapınca İstanbul şarkıları da alternatif oluyor haliyle. Nejat Yavaşoğulları’nın çığlık çığlığa söylemesi de güneşinden kaçırtabileceği gibi güneşi de kaçırtabilir doğrusu.

“Uçtu Uçtu” ise hınzırca yazılmış ve öyle söylenmesi gereken bir şarkı, öyle de olmuş. 1989’da albüme de adını veren şarkı zamanın ruhuna bakılırsa sözleriyle de hayli uçmuş sayılır: “helada iki musluk bozuk/cırıl cırıl cırlıyordu/kalktım bi de ben cırlattım/yok ‘çok sesli’ yok ‘tek sesli’/…/aklımı tutamadım, kafatasımdan/uçtu uçtu!”

“İstanblues”u yapmışlar ama “Ankara Sokakları”nı da unutmamışlar. İlkinde “Sağı solu belli olmaz biraz/İstanbul, İstanblues/Biz ettik sen etme bize” derken, ikinci şarkı “Çünkü hayat/ hafife alınamaz/Ankara sokaklarında” sözleriyle yürüyecektir.

2023’te Nâzım Hikmet’in Şeyh Bedreddin Destanı’nı besteleyen topluluğun en gözde şarkısı “Sözlerimi Geri Alamam” sanırım. Nasıl etkileyici, hafif MFÖ tadında, ve çoktan Türkçe Sözlü şarkı klasiklerinden biri olmuş durumda. Hatta Yavaşoğulları, ‘cenazemde biri gitarla benden bir şeyler çalacaksa bu şarkı olsun’ der: “Sözlerimi geri alamam/Yazdığımı yeniden yazamam/Çaldığımı baştan çalamam/Bir daha geri dönemem…”

Bugünlerde bizim evde en çok dinlenen ve söylenen şarkı da Bulutsuzluk Özlemi’nin, “İskelede karşılaşmıştık/sisli bi gündü tanışmıştık/birdenbire tepeden inme/hem de çabucak kaynaşmıştık” der ve nakarata geçer ya şarkı, işte en çok yinelediğimiz bölüm de orası: “Evinde gitarın var mı/gidelim öyleyse”. İdil gitar kursuna gidiyor ve Cemal Süreya’nın “Göçebe” şiirinde “Eşkıyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine” dediği gibi, gitarını çapraz asıyor şarkılarına!

Bulutsuzluk Özlemi şehirli çocukların(hangisi değil ki) şehirli şarkılar söylediği bir grup. Dalgacı, şakacı, ve garip bir neşeye sahip. Garip çünkü neşe onlarda havai fişek gibi patlayan ve geceye dağılan parlak bir şey değil. Sosyalizmin ‘bürokratik’ takıldığı Orta Avrupa ülkeleri, en çok da Çekoslovakya ve Polonya’da özgürlükçü bir yeraltı müzik grubunun kederden kopamayan neşesi gibi. Alışkanlık da yaratmıyor, o yüzden hep bir sürpriz tadında ve havasında. Orhan Veli’nin “Birdenbire” şiirini de anımsatıyor bu hal. Her şey birdenbire oluyor ve olduğu gibi de yine birdenbire kayboluyor. Sonra yeniden beliriyor… Belki de o yüzden adları Bulutsuzluk Özlemi. Hava sürekli değişiyor, gökyüzü kendini göstermiyor, bulutun arasından başını uzatıp geri çekiyor ve böyle bir hareket, arayış hali.

Babamı anlattığım ve bir gençlik kitabı olan Şu Benim Mavi Babam’da (Günışığı Kitaplığı, 2021) çeşitli şarkıları, toplulukları da anmıştım: “Bulutsuzluk Özlemi, adından şarkılarına, müziğinden tarzına, tavrına çok beğendiğim bir rock grubu. 1990’larda çok dinlerdim. Özellikle insan haklarına, toplumsal sorunlara, memlekette ve dünyada olup bitenlere dair şarkılar yaptılar, söz aldılar, itiraz ettiler. Bunları da çok akılda kalıcı, yıllar geçse söylenecek, unutulmayacak bestelerle yaptılar.”

Bulutsuzluk Özlemi’miz hiç dinmedi.

Yazarın Diğer Yazıları
Türkçe Sesli [Yeni Türkü: Bizim Türkümüz]

Yeni Türkü’yle öncelikle bir dinleyici olarak ilişkim var, üstelik yaşım tuttuğu için en başından beri ve aynı yıllarda ODTÜ’lü olduğum için okuldan da! Biraz daha fazlası da var, ilk şiir kitabım Karşılığını Bulamamış Sorular’ın 1981’de Yeni Türkü Şiir Yayınları’ndan çıkmış olmasıyla da. Bununla ne demek istiyorum? Yayınevinin sahibi, şair Yaşar Miraç’ın gruba da bu adı […]

Devamını Oku
Türkçe Sesli

Bulutsuz Ruhlar: Bulutsuzluk Özlemi Eskimedikleri kendilerini sık sık hatırlatmadıklarından belli. Ya da şöyle diyeyim, kendilerini sık sık hatırlatmadıkları için hiç eskimiyorlar. Bir de şöyle deneyeyim: Öyle az görünüyorlar ki yeni bir albüm çıkardıklarında ya da dinleti yaptıklarında ‘duydunuz mu müthiş bir grup çıkmış!’ izlenimi uyandırıyorlar. Daha da ne söyleyeyim? Hem eski hem yeni. Hem klasik […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku