Aylin ÜNAL
Tüm Yazıları

Bir gece ansızın yıkıldı anıların balkonu. Çöktü, çatırdadı ve un gibi dağıldı. Yüzlerce binlerce toz tanesi, yüzlerce hatıra ve yüzlerce yaz gecesi. İçinde uğultulu sohbetler vardı, kenarlarında çiçekler; bir iki tozlu sandalye, aşınmış küllükler. Hepsinde ayrı neşe hepsinde ayrı bir hüzün. İlk dileğimi tuttuğumda, ilk yıldızım kaydığında, bir kar fırtınasını ilk kez savrulmadan tuttuğumda oradaydım. […]

Bir gece ansızın yıkıldı anıların balkonu. Çöktü, çatırdadı ve un gibi dağıldı. Yüzlerce binlerce toz tanesi, yüzlerce hatıra ve yüzlerce yaz gecesi. İçinde uğultulu sohbetler vardı, kenarlarında çiçekler; bir iki tozlu sandalye, aşınmış küllükler. Hepsinde ayrı neşe hepsinde ayrı bir hüzün. İlk dileğimi tuttuğumda, ilk yıldızım kaydığında, bir kar fırtınasını ilk kez savrulmadan tuttuğumda oradaydım. O yarım duvarların ördüğü balkondaydım. Kış geceleri nefeslenmek için çıkıp zamansız hüzünlere kapıldığım, baharın gelişini dört gözle uzaktan izlediğim yerde. Bu sefer baharları değil bir gecede yıllar süren kışı izledim.

Bir gece ansızın yıkıldı anıların yatağı. Önce rüyalardan uyandırdı ve bir duman gibi çöktü, sis gibi havalandı. İlk kez bulutların üstünde yürüdüğüm o cansız anılardan, ilk kez tanımadığım dostlarla kaçtığım savaşlardan son kez uyandım. Hem de feryat dolu sallantılarla. Halbuki bu odanın duvarlarında en çok kahkahalar ve keyifle ışıldayan hatıralar yaşarken. Çünkü birçok dost, onlarca film gecesi, yatıya saklanan gıybetler; büyümeyen ruhumun içine saklanan hayal dolu oyunlar, üstüne çocukluğun kokusu sinmiş konuşan oyuncaklar, hepsi her biri bu odada büyüdü. Burada yetişti, buraya doğdu ve buraya sığdırdı ömürlük bir filmin karelerini. Sonra ışıklar kapandı ancak o film hiç oynamadı.

Bir süre daha olduğum yerde, içine tıkıldığım karanlıkta yeniden ışıkların yanmasını, balkondaki çiçeklerin nefesini yeniden soluyabilmeyi bekledim. Fiziksel acılardan ve soğuğun gaddarlığından çabuk geçtim. Isındım, üşüdüm. Bir süre kendimle kendime karşı mücadele ettim. Anılarımın yaslandığı duvarların üstüme yıkılmasıyla bir kez daha kaybettim.

Ansızın yine aynı gece, toza toprağa kardı anıların ocağı. İçinde birden çok güve vardı bizimle karnını doyuran. Açık pencerelerinden buz eserken ocağın başında ateşe dalıp giderdi muhabbet. İlk doğum günü mumlarını da o masada dizmiştim. İlk yaşımın ilk pastasını o tabaktan yemiştim. Şimdi her biri kırılmış anlardan, kanatan hatıralardan ibaret. Paramparça. Bir gece ansızın yıkılan bir aile salonu gibi. Orada herkes vardı, orada herkes tamdı. Tüm ışıklar yanar, tüm sesler sabaha dek kaynardı. Isıtırdı, buhar olur yayılırdı pencerelerden. Sonra da mahalleyi tatlı sıcak bir koku sarardı. Herkesin kendine has bir gülüşü her gülüşün de bu güne gelene dek özenle seçtiği muhabbetler vardı. Onlar da gürültüyle çakıldı mutsuzluğa. Gülüşlerin yerini acı ağıtlar aldı. Hiçbir duvar, hiçbir oda sağlam duramaz artık bu hatıraların altında. Çünkü en güzel anılar ve gülüşler bir şubat gecesinde kaldı.

Yazarın Diğer Yazıları

Bir gece ansızın yıkıldı anıların balkonu. Çöktü, çatırdadı ve un gibi dağıldı. Yüzlerce binlerce toz tanesi, yüzlerce hatıra ve yüzlerce yaz gecesi. İçinde uğultulu sohbetler vardı, kenarlarında çiçekler; bir iki tozlu sandalye, aşınmış küllükler. Hepsinde ayrı neşe hepsinde ayrı bir hüzün. İlk dileğimi tuttuğumda, ilk yıldızım kaydığında, bir kar fırtınasını ilk kez savrulmadan tuttuğumda oradaydım. […]

Devamını Oku
Bir Avuç Kış

Yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi patavatsız olmak, olduğum yeri bilmek ve özgürlüğe uzanmak. Bir ışık olmak dileğim. Işıklara tutunmak, ışıklara uzanmak. Yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi, gökyüzünü kirletmek, gökyüzüne dokunmak. En çok da kışı kanatları altına alan uzun gecelerin ve kısa günlerin hatrına. Çünkü en çok bu dönemlerde, cam vitrinlere, duvar kenarlarına yerleştirilen […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku