Betül DÜNDER
Tüm Yazıları
Âşık Kemal Üzerine Bir Bahar Denemesi
Ana Sayfa Tüm Yazılar Âşık Kemal Üzerine Bir Bahar Denemesi

Edebiyat tarihimizin arka bahçelerinde en fazla dedikodusu edilen mesele “şairlik” üzerinedir desek buna pek itiraz olacağına ihtimal vermiyorum. Şiir yazamadığı için eleştirmen ve/veya denemeci olduğu varsayılan isimlere göndermeleri olan -ya da açıktan söylenen- nice yazı üretilmiş bir yerlerde. Şair olarak anılsa da “şairliği” her defasında sınanmak suretiyle yazan üreten birçok imza var. Her ne hikmetse […]

Edebiyat tarihimizin arka bahçelerinde en fazla dedikodusu edilen mesele “şairlik” üzerinedir desek buna pek itiraz olacağına ihtimal vermiyorum. Şiir yazamadığı için eleştirmen ve/veya denemeci olduğu varsayılan isimlere göndermeleri olan -ya da açıktan söylenen- nice yazı üretilmiş bir yerlerde. Şair olarak anılsa da “şairliği” her defasında sınanmak suretiyle yazan üreten birçok imza var. Her ne hikmetse ne yazarsa yazsın bir iki dizesi olsa huzura erecek duygusunda olan da birçok nesirciden söz açabiliriz. Bu şiirin kutsiyetine dair bir mesele mi yoksa edebi türler içerindeki ‘o ilk sözdür /kadim kültürün mirasıdır’ hürmeti mi bilinmez. Ancak sırf bu sorunun üzerine gidilse bile türlü türlü hesaplar yapılır ki yapılmaktadır -en azından bizim tanık olduğumuz onlarca senedir-… : “Kim şair, kim ne kadar şair?..”

Büyük şairler döneminin kapandığını düşünüp dillendirenlere katılıyorum ben de. Nihayetinde; Ritsos’un, Ahmatova’nın, Nâzım’ın, Lorca’nın, Mayakovski’nin, Neruda’nın, Kavafis’in -eksik bıraktıklarımla birlikte- hepsinin dünyaya, insanlığa ve şiire dair bir ortak paydası sadece yaşadıkları yüzyıl olmasa gerek: Denk geldikleri çağ; bugünün kaotik zamanından bi o kadar uzak, tanımların gerçek, olayların ve ona dair tutumların berrak olduğu bir zaman dilimiydi. Bugün “Memleketimden İnsan Manzaraları”nın şiirden ve şairden uzak iklimlerinde bir beyhude dize gibi salınırken insanlık yine Nâzım’ın “büyük insanlık” dediği kalabalıklar da çağın kötücüllüğü içerisinde biçim ve ihtivasını değiştiriyor… Değişime direnmek akıl kârı değil. Değişimin dinamiklerini iyilerin lehine, etik olanın alanına çevirmek de başka bir maharet istiyor şüphesiz. Bildiğin, inandığın yaşamsal değerleri terk etmemenin, her nerdeysen onlar adına direnmenin, sırf bunun için bütün mümkünleri deneyip bir gönül rahatlığı yaşamanın bunca zor olduğu zamanlar yaşadığımız günü buldu. Ancak ne yaşarsak yaşayalım ne yazarsak yazalım -eğer yazınsal bir üretim içindeysek- yaratılmış kurgunun ve bize eşlik edecek karekterlerin dışında bir şiirin bir dizesi; derdimizi anlatmanın da dert ettiğimizi söylemenin de en tasarruflu yolu oluyor çoğu zaman.

O yüzden Yaşar Kemal’in “İnce Memed”ini edebiyatımızın bir mihenk taşına döndürenin (Abdi) Ağa’nın karşısına dikilenin yüreği olduğunu biliriz de Ağa’nın avenesinin karşına dikilenin sözünü bir şiirin orta yerinden söküp almış gibi heceleriz: “İşte bu iyi” dedi. “Ağasız köy!/ Herkesin kazandığı herkesin olacak.”

Metnin başında anımsattığım soruya dönüyorum buradan. “Kim şair, ne kadar?”

Yaşar Kemal’in onca kitabının yanına koyduğu bambaşka bir kitap var elimizde ondan bize bir bahar gibi kalan… İçindeki kırk bir şiiri ile Bugünlerde Bahar İndi. Doğan Hızlan 15 Eylül 2010 tarihli köşe yazısının başlığını “Yaşar Kemal Zaten Şairdir” olarak atar ve şöyle yazar: “Şiirlerini okuyunca, Türk şiiri yeni bir ad kazandı diye düşündüm. Destanları, halk edebiyatını, halk şiirini bilen bir düzyazı ustası elbet şiirde de ustalığını gösterecekti.” Hızlan’ın bu cümlelerinin yanına kendi yazısında da alıntıladığı, Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan şiir kitabının giriş metnini yazan şair Güven Turan’ın cümlelerini de getirmek gerek. Metnin ilk paragrafından bu alıntı da: “Elbette biliyordum, biyografilerinden, Yaşar Kemal’in ilk gençliğinde şiirler yazdığını… Hem, Toroslar’da âşıklık yapan, ağıt ve destan toplayan bu genç, tutabilir miydi içinde biriken şiiri? Haydi bütün bunlardan habersizdik diyelim, okurken öykülerini, romanlarını, bir yerde durup, kim ‘düpedüz şiir bunlar’ dememiştir ki? Aloysius Bertrand, Baudelaire, Lautreamont, Rimbaud çoktan belirlemişti ‘düzyazı’nın da şiir olduğunu…”

Güven Turan’ın bu giriş metnini okuyan yukarıda bize bir alınlık olarak duran soruların yanına şunu da ekleyecektir mutlaka: “Şiir nedir?”

Yıllar içerisinde kendi deneyimime ve tanıklıklarıma ilişkin geç kalmış bir çıkarımım var, yeri gelmişken paylaşayım bu vesileyle. Bir metnin yahut bir sanat eserinin ne’liğine dair hem üretip hem de onu kendi varoluşsal ve yaratımsal alanı içerisinden anlatmaya çalışmak kederli ve faydasız bir eylem. Bunu neye dayanarak söylemiş olabilirim. Ötesine berisine bakmadan kıssadan şunu diyeceğim. Yaşar Kemal bu şiirleri yazarken de bir araya gelmesini arzu edip bir şiir kitabı olarak okura sunarken de “Şiir nedir? Kim şair /ne kadar? “diyerek bunun izahı için kendini yormuş olamaz zannımca. Sadece yazmıştır. İşte bendeki kanıyı oluşturan da bu “sadece yazmış olmak eylemi”. Kimi şair dostlarımın, yoldaşlarımın, yani çağdaşlarımın bunu pekalâ bilinçli ve sakınımlı bir biçimde yaptığını görüyorum. Üretim açısından verimli bir sonuç yaratıyor bu.

Şairin kendisinden vize almış bir şiir ya da şiirler toplamı kendinden sonrasının konusudur artık. Yaşar Kemal’in şairliğinin yazar oluşunun ardında saklı kalması, şiirin kendi dünyasının da bir yansımasıdır bir nevi. İlk romanı olan İnce Memed’i 1955’te yayımlanan yazar, ilk şiirini erken bir yaşta 1939’da yayımlar. Bununla ilgili süreci Yaşar Kemal’in kendi cümleleriyle aktaralım: “Daha okuryazar olmadan işe şiirle başladım, Karacaoğlan gibi olma niyetiyle olacak. Sonra okula gittim, ilkokulda yaşlı halk şairleriyle çakıştığımı anımsıyorum. Daha Kadirlide bu günleri anımsayanlar var.”(…) “İlk şiirimi söyledim ya, kötü bir şiirdi, Adana’da çıkan bir dergide yayımladım, on altı yaşındaydım. Sonra şiirlerimi Türkiye’deki birçok dergide yayımladım. 1963’e kadar şiir yazmayı sürdürdüm. Daha da arada sırada yazıyorum. Çok da yazmak istiyorum. Belki de bir gün şiirlerimi, yenilerini de katarak kitap olarak çıkarabilirim.” **

Bugünlerde Bahar İndi kitabındaki şiirlerin kendisi tarafından bir ön elemeden geçirildiği biliniyor Kemal’in. Kitapta yer alan şiirlerin en eskisi 1940 tarihinde en yenisi de 1973 tarihinde yayımlamış. Kendisi şiirlerini dergilerde yayımlarken çoğunlukla mahlas kullanmış. “Çoğu şiirinde Kemal Sadık Göğceli ve Kemal Sadık imzalarını kullanır. ‘Sadece Benim İçin’ başlıklı şiirde Yaşar Kemal imzası vardır.”

Çukurova’nın, Anadolu’nun, Mezopotamya’nın masalını, ağıdını, şiirini taa içerden duymuş duyumsamış bir yazarın şiirleri onu yine o toprağın nefesiyle saracaktır şüphesiz. Bir şair/ bir ozan/ bir âşık… Kim ne demek isterse nasıl seslenmek isterse ona öyle duracaktır gönüllerde de. Ben halkın bildiği yerden ve Yaşar Kemal’in onların yoldaşı olarak söylediği yerden bir örnekle bağlayayım: Zülfü Livaneli’nin bestelediği “Ulaş” ve “Merhaba” şiirlerinin daha çok bilinmesinin ötesinde onun en uzun şiiri olan “Kırmızı Deynek” şiirinin bu isyan tonunu bir kez daha anımsatmak onun konu edinildiği bir metinde yerinde olacaktır:

“Köpekoğlu köpekler, zalimler, domuzlar,
Adam olmazlar, kan içiciler,
Kefen soyucular,
(…)
Darağaçları kadar iğrençler
Sevmemiş, ama hiç hiç hiç sevmemiş,
Sevilmemişler…”

** Bu alıntıların ilki Tekin Sönmez’in Yaşar Kemal’le yaptığı söyleşiden, diğeri de Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor kitabından (YKY)… Her iki alıntının geçtiği metin Mersin Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Dr. Hasan Yürek’in “Bir Romancının Şairliği”ne dair akademik çalışmasından.

Yazarın Diğer Yazıları
Âşık Kemal Üzerine Bir Bahar Denemesi

Edebiyat tarihimizin arka bahçelerinde en fazla dedikodusu edilen mesele “şairlik” üzerinedir desek buna pek itiraz olacağına ihtimal vermiyorum. Şiir yazamadığı için eleştirmen ve/veya denemeci olduğu varsayılan isimlere göndermeleri olan -ya da açıktan söylenen- nice yazı üretilmiş bir yerlerde. Şair olarak anılsa da “şairliği” her defasında sınanmak suretiyle yazan üreten birçok imza var. Her ne hikmetse […]

Devamını Oku
Gözlerimizdeki Şimşek Şiire Armağandır

İkibinlerin başında akademik çalışmamın omurgasını oluşuracak bir söyleşiler serisi yapıyordum şair kadınlarla ve o günlerde Gülseli İnal ile konuşurken; onun, kendine özgü tavrı ve coşkusuyla “Bu yüzyıl kadınların yüzyılı olacak Betül bunu engelleyemecekler.” demişliğini, gözlerinde çakan şimşeği -üzerinden çok seneler geçmiş olsa da- ara ara hatırlarım. Modern şiir tarihimizden bir ezber cümle gibi dillendirilen “bir […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku