Nebahat AYHAN
Tüm Yazıları
Gecenin Nemi Düştü Gözlerimize
Ana Sayfa Tüm Yazılar Gecenin Nemi Düştü Gözlerimize

İstanbul Bakırköy’de, 5 Nisan 1945’te doğar adını Türk müzik tarihine “Bay DADALOĞLU” olarak geçiren Muhtar Cem KARACA. Doğuştan uğrar “müzik” denilen bir fidana. Annesi tiyatro sanatçısı Toto KARACA, babası tiyatro kurucusu Mehmet KARACA olunca tiyatro ve müziğin beşiğinde sanatın ninnisiyle büyüyüp gelişir. Önce 14 yaşında ilk aşkının ilgisini çekmek için müzik yapar… Sonra umudunu iyiye, […]

İstanbul Bakırköy’de, 5 Nisan 1945’te doğar adını Türk müzik tarihine “Bay DADALOĞLU” olarak geçiren Muhtar Cem KARACA. Doğuştan uğrar “müzik” denilen bir fidana.

Annesi tiyatro sanatçısı Toto KARACA, babası tiyatro kurucusu Mehmet KARACA olunca tiyatro ve müziğin beşiğinde sanatın ninnisiyle büyüyüp gelişir.

Önce 14 yaşında ilk aşkının ilgisini çekmek için müzik yapar… Sonra umudunu iyiye, doğruya, güzele, bağlayan; eşitliğe, kardeşliğe, sevgiye inanan halkı için…

Yaptığı müzik meyvesini verir. Yazıdan çiziden, gülen gözlerden, gönülden dökülen sözlerden korkulan, engellenen, sansürlenen bu ülkede, halkının ilgisini ve sevgisini kazanır.

“Okula gitmeyeceğim.” der babasına. Boşuna da değildir gitmek istemeyişi.

Okul hayatı şarkıdan türküden ziyade ağıt gibidir. Çok sevdiği dersten -müzikten- bile ikmale kalan bir öğrenci, delişmen ruhlu bir sanatçıdır o aslında. Amatörce başladığı müziğine büyük bir aşkla bağlanmıştır. Babasının muhalefetine rağmen devam edecektir bildiğini okumaya. Yolu uğramıştır bir kere “MÜZİK” denilen fidana.

Fidan da güzeldir güzel olmasına ama CEM bu, bulmuşken sormadan edemez:

-Özgür müsün?
Müzik denilen afet-i devran:
-Yok, yok, der.
Cem bu, durur mu, yine sorar:
_ Sesin sözün notan; sazın basın gitarın; söyle
bana ey güzel, umudumuza bayram mısın?
Müzik denilen güzel fidan:
-Yok, yok, der.

Ama dünden hazırdır hayatı bayram etmeye, coşkulandırmaya; bilen bilir ruhun da sanatın da kültürün de gıdasıdır. Böylelikle ne kadar yok dese de yegânesi olur müzik sanatçının.

İlk dönemlerinde Rock’n Roll çalışır ve söyler. 1963’te “Dinamitler” adlı grubuyla sahne alır. 1964’te “Cem KARACA – Jaguarlar” grubunu kurar. 1967’de askerden memleketinin bir ozanı, bir âşığı olarak döner; Apaşlar grubuna katılır ve Hürriyet’in düzenlediği Altın Mikrofon Yarışması’nda Emrah isimli parçayla ikinci olurlar. Doğu-Batı müziğini harmanlamaya başlamıştır. Apaşlar’ı Kardaşlar grubu izler. Kardaşlar “Dadaloğlu” çalışmasıyla ünlenir. KARACA, Kardaşlar’dan sonra Moğollar’la; Moğollar’ın da dağılmasıyla Dervişan grubunu kurup yola devam eder.

Grup dağılınca “Bekledikleriniz”le beklenenin de üstüne çıkmaya çalışır. Oysa beklenenin üstü dermansız dert gibidir.

Her dem davlumbazların vurulduğu bu coğrafyada ne dertler tükenir ne derde derman bulunur ne de ulaşır fidanlar bahara, alışmıştır bir kere haramiler elde balta kıyıma.

Yaptığı müzikten öyle korkulur ki konserlerine saldırılır. “Parka”, “Tamirci Çırağı”, “Raptiye Rap Rap”, “Bu son Olsun”, “1 Mayıs” dediği için politik rockla tanınır. İlk stüdyo albümü “Yoksulluk Kader Olamaz”ı çıkarır. Almanya’da 1987 yılına kadar sürgün hayatı yaşar. Yurttaşlıktan çıkarılır; bir süre devletsiz yaşar. Yurda döndükten sonra 1990 ve 1992 yıllarında “Yiyin Efendiler” ve “Nerede Kalmıştık” albümlerini çıkarır..

“Ağır Roman”ın film müziği “Resimdeki Gözyaşları”yla hatıraları tutmak ister. “Bindik Bir Alamete…” Kahpe Bizans filmi için 3 parça ve filmde de küçük bir rol… Barış MANÇO’nun grubu Kurtalan Ekspres ile Harbiye Açık Hava Tiyatrosu Konserleri…

2005’te Edip Akbayram, Manga, Teoman, Volkan Konak, Haluk Levent ve Suavi’nin de içinde bulunduğu bir grup sanatçı “Mutlaka Yavrum” albümünde sanatçının şarkılarını yorumlar. Kısaca menzil uzun, yol güzeldir ve devam etmektedir bizim KARACA’nın müzikli şiirleri, öyküleri, muhabbetleri.

Dinleyeni ve seveni halk olunca ozan, ozan olurmuş; doyulmazmış aşka, âşığa. Ve nihayetinde demlenmiş seveniyle Cem Baba… Hayatında sadece müzik yoktur bu arada. Tiyatro çalışmalarında da roller alır.

1961’de Hamlet’te; 1964’te Münir Özkul’la General Çöpçatan oyununda rol alır. 1965’te askerde Cahit Atay’ın Pusuda ve Aziz Nesin’in Toroslar Canavarı oyununu yönetir ve oynar. İstanbul Tiyatrosu’nda sahnelenen “Anahtarı Bendedir” adlı oyunu Türkçeye çevirir ve oynar. Püsküllü Moruk oyununun müziklerini yapar. 1987’de Almanya’da “Die Kanaken” adlı oyunda annesiyle sahne alır.

İlk ve tek başrol filmi olan Kralların Öfkesi’nde oynar. Kahpe Bizans filminde Karaca Abdal; Avcı dizisinde Dem Baba’dır.

Hayatına giren kadınlarla uzun sürmeyen evlilikleri olur. 1965’te Semra ÖZGÜR’le; iki yıl süren ikinci evliliğini 1968’de Meriç BAŞARAN’la; üçüncü evliliğini 1972’de Feride BALKAN’la yapar.1976’da çiftin oğulları Emrah dünyaya gelir. Çift, KARACA’nın Almanya’da zorunlu yaşama döneminde ayrılır. 1993’te dördüncü evliliğini ilk eşi Semra ÖZGÜR’le; beşinci ve son evliliğini İlkim ERKAN’la gerçekleştirir.

8 Şubat 2004’te kalp krizi geçirir. Bakırköy Acıbadem Hastanesi’nde 59 yaşında “Karnı Büyük Obur Dünya”dan o da geçer.

9 Şubat 2004’te Karacaahmet Mezarlığı’nda babasının yanına defnedilir.

Selam olsun sana Cem Baba,

Merhaba gençler ve daima genç kalanlar, diyen sesin,

Yağmurlar ektim göğün göğsüne diye haykıran yüreğin,

Görünmüyor olsa da sahnelerde bedenin.

Tenden kesilmiş olsa da nefesin, gönüllerimizden hiç eksilmedin.

Değil mi ki sabahtan uğradın memleket denilen bu “ÇÖL” dediğin topraklara; değil mi ki sürdün buluttan tarlaları yarınlara; değil mi ki bugün bu hattan ve geçmişteki günlerden bir teselli arıyoruz bakıyoruz resmine hâlâ; gözyaşlarımız damlamakta bize bıraktığın şarkılara.

Ne kadar sürsen de buluttan tarlaları, güneşte demleyip yüreğinden süzsen de çayımızı, engel olamıyoruz ıslak ıslak bakmaya.

Selam olsun sana!

Yazarın Diğer Yazıları
Gecenin Nemi Düştü Gözlerimize

İstanbul Bakırköy’de, 5 Nisan 1945’te doğar adını Türk müzik tarihine “Bay DADALOĞLU” olarak geçiren Muhtar Cem KARACA. Doğuştan uğrar “müzik” denilen bir fidana. Annesi tiyatro sanatçısı Toto KARACA, babası tiyatro kurucusu Mehmet KARACA olunca tiyatro ve müziğin beşiğinde sanatın ninnisiyle büyüyüp gelişir. Önce 14 yaşında ilk aşkının ilgisini çekmek için müzik yapar… Sonra umudunu iyiye, […]

Devamını Oku
Cumhuriyet’in Kızları, Dünya Sultanları

Özgür, azimli, savaşkan ve muzaffer; hayatlarının ve kararlarının sahibi; kişilikli, korkusuz; çağdaş, eşit, yaratıcı ve güçlü; genç, güzel, özgüvenli ve zeki Türk kadınları bir araya gelirse ne olur? 1961’de ilk kez uluslararası maça çıkar, 1970 ve 1980’lerde adını duyurmaya başlar, 2000’den sonra da önemli başarılar elde ederek bizim Filenin Sultanları olurlar. 2003’te Ankara’da Avrupa Kadınlar […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku