Ulaş GEROĞLU
Tüm Yazıları
İstasyon İnsanları
Ana Sayfa Tüm Yazılar İstasyon İnsanları

“Yolcular ellerinde tek gidişlik bir biletHenüz bilmeseler de hayat bundan ibaret” Güzel şarkıdır “İstasyon İnsanları”… Bu şarkı bana neleri gözden kaçırarak yaşadığımızı anımsatır. Her dinlediğimde unuttuklarımı, gözden kaçırdıklarımı ararken bulurum kendimi. Bir anahtardır kendime, başkasında ki kendime. Herkesin bir istasyon macerası vardır elbette. Birbirinden farklı olmayan ama çok farklı izler bırakan. Mesela hepimiz için soğuktur […]

“Yolcular ellerinde tek gidişlik bir bilet
Henüz bilmeseler de hayat bundan ibaret”

Güzel şarkıdır “İstasyon İnsanları”… Bu şarkı bana neleri gözden kaçırarak yaşadığımızı anımsatır. Her dinlediğimde unuttuklarımı, gözden kaçırdıklarımı ararken bulurum kendimi. Bir anahtardır kendime, başkasında ki kendime. Herkesin bir istasyon macerası vardır elbette. Birbirinden farklı olmayan ama çok farklı izler bırakan. Mesela hepimiz için soğuktur ama hepimiz farklı üşürüz bekleme salonunda. Kimine tavanı uçsuz bucaksızdır, kimine basık ve ürpertici. Trenin sesi duyulduğunda kimi gülümser ve seri adımlarla yürümeye başlar, kimi ağlar, topukları yerden ayrılmadan sürür ayakları. Tren aynı tren, zaman aynı zaman, istasyon aynı istasyon fakat insanlar! İnsanlar farklı duygudalar

Bazen mekanların isimleri ve hissettirdiklerini düşünürüm. Tüm mekanlar içinde belki ismini en çok hak edeni ‘İstasyon Bekleme Salonları’… Tanrım o büyük, basit soğuk saati hep mi hissettiğimden yavaş gider. Bazen yüzümün kırışmaya başladığını hissettiğim bile olmuştur treni beklerken. Yere oturanlar ve banklarda yatanların birbirlerine baktığını görüp bu sinir savaşını kimin kazanacağı üstüne kendimle bahse girmişliğimde çok oldu. Ve herkes, trenin düdük sesiyle başlayan ortak telaşta helalleşiyor. Bu da ince bir tebessüm kaynağı.

Benim için istasyonlar soğuk duvarlar içinde asla vaktinde gelmeyen ve vaktinde menzilene varmayacak olan treni beklediğim, saatin hep bozuk olduğunu düşündüğüm o alışılmış mekanlardan çok daha fazlası artık. Su gibi, doğan güneş gibi, beklediğim yeşil, dalgın dalgın baktığım deniz, yeni tanıştığım insanlar, büyüyen heyecanlar, hevesler, mutluluklar, velhasıl bütün bir hayat gibi. Rayların, trenlerin, yavaş akan saatlerin, eski fakat sağlam duruşlu binaların dışında artık sayfalar da var istasyonda. Her saniyesinde başkalaştığım, öğrendiğimi, tanıştığım, yazdığım ve üç yıl süren bir yolculuğun tarifsiz mutluluğu var artık istasyonda…

Yeni yılın ilk günlerinde İstasyon Dergi’nin yaş gününü kutladık. Ne büyük heyecan, ne büyük bir buluşmaydı. “Yüzyılın Aydınlık Yüzleri” ödülleri verildi gecede. Ödül alanlar, ödülleri verenler, bizimle bu ana tanık olanlar, çok isteseler de aramızda olamayanlar yani bütün bir hayatın istasyon insanlarıyla bir aradaydık. Ve çok önemli bir şeyi hatırladık. Hissettik, inandık ve belki de daha da güçlendik geceden sonra. Fark ettiğimiz ne kadar kalabalık olduğumuzdu. Kalabalık olduğumuzda ne kadar güzel olduğumuz, umut dolu olduğumuzdu. Şahit olduğumuz zaman içinde aydınlık yolcularının yalnızlaşması için bize dayatılan onca kötülüğe rağmen “iyilik iyidir” diyebilme cesaretini gösterenlerin hep kalabalık olacağına inandığımız güzel bir zamandı. Ve nefes almak için durduğumuz bu istasyonun saati çok hızlıydı. Tek telaş insanların insanlara yetişemeyeceği telaşıydı. Gülümseyen, ışıldayan gözlerle birbirine bakan insanların bir aradayken eşsiz bir sanat eseri gibi görünüyor oluşu elbette rahatsız da etti birilerini. Olsun onlar hep varlar ve biz de o yüzden istasyondayız. Güçlü, haklı, aydınlık ve güzel insanlarız…

İstasyonumuz; kavuşmalara heves, hayat için nefes, kalabalıklaşmak için durak olsun istedik.

“Haber olsun, karanlığı göğsündeki ışıkla aydınlık tutanlara!

Umutla yeni başlangıçlara koşanlara, Söyleyecek sözü olan, baharlı fikirlere sarılanlara… Haber olsun, şiirle hayata karışan, edebiyatla kendini bulanlara!” diyerek merhabalaştık. Ve kavuştuğumuz, nefes aldığımız, kalabalıklaştığımız inancındayım. Eğer bir sözümüz değiştirebildiyse hayatları, dokunabildiyse ihtiyaç duyulduğunda yolculara, eğer beklendiysek, çoğalttıysak heyecanları, ulaştıysak sizlere sanatla, edebiyatla, insanlarla ne mutlu bu yolculuğa, ne mutlu istasyona… Bu istasyonda sanki bir ömür sığdı üç yıla. Ve öğrendim ki hiçbir veda gerçek değildir. Kalbimizde bir ışık vardır, vedanın hüznüne sakladığımız. O ışık yeni başlangıçlarda, yeni yolculuklarda buluşmak için vardır. Nasıl devam ediyordu şarkı ;

“İstasyon insanları buradalar tesadüfen Aynı rüyayı görüp ayrı yerlere giden”…

Düdük çaldı… Trenin dumanı yavaş yavaş sardı gökyüzünü. Ufukta ayrı yollar, aynı menzile giden. Ufukta farklı yolculuklar, aynı ışıkla seyreden. Bavulumuzda pay ettiğimiz duygular, hisler, beklentiler. Her zaman ne diyorduk;

“İSTASYON KAVUŞMAYI SEVER”

Yazarın Diğer Yazıları
İstasyon İnsanları

“Yolcular ellerinde tek gidişlik bir biletHenüz bilmeseler de hayat bundan ibaret” Güzel şarkıdır “İstasyon İnsanları”… Bu şarkı bana neleri gözden kaçırarak yaşadığımızı anımsatır. Her dinlediğimde unuttuklarımı, gözden kaçırdıklarımı ararken bulurum kendimi. Bir anahtardır kendime, başkasında ki kendime. Herkesin bir istasyon macerası vardır elbette. Birbirinden farklı olmayan ama çok farklı izler bırakan. Mesela hepimiz için soğuktur […]

Devamını Oku
Hoş Gel!

Dünyanın kendi etrafında üç yüz altmış beş kere, güneşin etrafında tam bir tur dönüşüdür geride kalan yıl. Yani aslında döne döne aynı noktaya gelip, yeniden başladığımız için bu kadar sevinçliyiz. Başlangıç tarihimiz 31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece yarısı saat tam 00:00. Son on saniyeyi geri sayarak, kimi zaman önde, kimi zaman birkaç saniye geride […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku